Bizi Çocukluğumuza Götüren Harika Bir Düş
Bisiklet... Bu kelimeyi duyduğumda aklıma ilk gelen şey her zaman çocukluğum olur. Çünkü sokaklarda büyüyen bizler için hayattaki en büyük özgürlük aracıydı o iki tekerlek. Annelerimizin sokağa çıkarken tembihlediği "Şu kaldırımı geçme!" kuralı, bisikletin selesine oturduğumuz an anlamını yitirirdi. O kaldırımları aşıp yepyeni dünyaları keşfetmenin, rüzgarı yüzümüzde hissetmenin hayallerini kurardık.
Bizler 90'ların çocuğuyuz. Benim yaşımda olanlar ve benden biraz büyükler çok iyi bilir ki; o dönemde bisiklet sadece bir yerden bir yere gitme aracı değil, aynı zamanda kendimizi anlatma biçimimizdi. Gidonuna taktığımız aksesuarlar, tellerine geçirdiğimiz boncuklar bizim imzamızdı. Hele bir de o arka tekerin arasına sıkıştırdığımız ezik pet şişe yok mu... Onun tekerlek döndükçe çıkarttığı o motor benzeri ses, birçoğuna gürültü gibi gelse de bize dünyanın en güzel ninnisi gibi gelirdi. O ses, bizim sokaktaki özgürlüğümüzün ve varoluşumuzun müziğiydi.
Yıllar geçti, sokaklar değişti ama bugün dönüp baktığımda hala o ilk günkü heyecanla bisiklete sarılan o kadar çok insan var ki... Pedalüstü Muhabbet'te insanları bisikletle buluşturdukça, o tanıdık hissi onlarla yeniden yaşıyorum. Pedallar dönmeye başladığında, insanların gözlerinin içinde saklı kalan o küçük çocuğu görüyorum. Ve bunu görmek, beni gerçekten tarif edilemez bir şekilde mutlu ediyor.
Elbette bu yolda en büyük savaşımız her zaman cehaletle oluyor. Bugün hala bisiklete küçümseyerek bakanlar, onu yalnızca bir "çocuk aracı" ya da "oyuncak" olarak görenler aslında işin en büyülü kısmını kaçırıyorlar. Onlara söylenecek tek bir şey var:
Evet, bisiklet bir çocuk aracı değildir; o, bizi sınır tanımayan çocukluğumuza geri götüren harika bir düştür.
Haber Görselleri